"And I have found both freedom and safety in my madness, the freedom of loneliness and the safety from being understood, for those who understand us enslave something in us. But let me not be too proud of my safety. Even a Thief in a jail is safe from another thief. "
Khalil Gibran (How I Became a Madman)
Khalil Gibran (How I Became a Madman)
NEWS AND ARTICLES / HABERLER VE MAKALELER
Thursday, July 13, 2006
Wednesday, July 12, 2006
Syria bars civil society activists from travel
SOURCE: Arabic News
Syrian authorities have amplified theircrackdown against civil society activists, arbitrarily restricting severalof them from leaving the country, Human Rights Watch said today.
Those most recently denied the right to leave Syria include: RadwanZiadeh, director of the Damascus Centre for Human Rights Studies; SuheirAtassi, head of the Jamal al-Atassi Forum for Democratic Dialogue, whichSyrian authorities shut down last year; Walid al-Bunni, a physician whohelped found the Committees for the Revival of Civil Society; and Samaral-Labwani, the wife of jailed human rights activist Kamal al-Labwani.
"These travel bans are a crude attempt to prevent Syrian civil societyactivists from interacting with the outside world," said Joe Stork, deputydirector of the Middle East and North Africa division at Human Rights Watch."Shy of putting these activists in jail, the Syrian government is insteadputting them under a type of national house arrest."
Ziadeh was traveling from Damascus to Amman on June 26 when Syrian securityforces at the border prevented him from leaving the country. They did notexplain the reason for the travel ban but indicated that the GeneralIntelligence Agency (al-Mukhabarat al-`Ama) had issued the order and thatZiadeh had to report to them. He was on his way to participate in aninternational conference on human rights and criminal justice organized bythe Amman Centre for Human Rights Studies.
Following the ban imposed on Ziadeh, three other civil society activistslearned that the government also had issued orders banning them fromtraveling. Suheir Atassi was scheduled to leave Syria on July 2 for a 10-dayvisit to France after receiving a scholarship from the French government forher activities as a youth leader. The immigration authorities informed herthat the Palestine Branch of Military Intelligence had issued the orderrestricting her travel. The Palestine Branch houses a prison that thegovernment uses to jail a number of political activists.
The government had released Walid al-Bunni from jail in January 2006 afterhe served five years for his involvement in the "Damascus Spring" movementin 2001. The Damascus Spring was a period of intense political and socialdebate in Syria, which started after the death of President Hafez al-Asad inJune 2000 and continued until the government suppressed these activities inthe fall of 2001. For the first time since 1989, al-Bunni was able to obtaina passport, and was hoping to travel to Saudi Arabia to visit relatives andto Greece to attend a conference. He learned that it was the GeneralIntelligence Agency (al-Mukhabarat al-`Ama) that had issued the orderbanning him from travel.
Immigration authorities informed Samar Labwani at the Lebanese border thatthe General Intelligence Agency (al-Mukhabarat al-`Ama) had issued ordersbanning her from traveling. They did not inform her of the reasons for theban. Syrian security agents have detained her husband, the activistKamal al-Labwani, since November 8, 2005. Labwani has been charged,amongst other things, with contacting a foreign state with the intent ofinitiating aggression against Syria. His trial resumes on July 16.
Under international law, everyone is free to leave his or her country. TheInternational Covenant on Civil and Political Rights, to which Syria is astate party, bars states from restricting someone's right to leave thecountry, except when the given restrictions are prescribed by law and are"necessary to protect national security, public order, public health ormorals or the rights and freedoms of others," and are consistent with theother rights recognized in that treaty. Syrian security agents have issuedtravel bans in Syria without any explanation and without any judicial basis.
Tuesday, July 11, 2006
Tuesday, July 04, 2006
Thursday, June 29, 2006
Thursday, June 22, 2006
Friday, June 16, 2006
Thursday, June 15, 2006
Hariri soruşturması uzatıldı
Kaynak: BBC Turkce
Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi, Lübnan eski başbakanı Refik Hariri'nin suikastiyle ilgili soruşturmanın bir yıl daha uzatılmasına oybirliğiyle karar verdi.
Serge Brammertz başkanlığındaki BM heyeti, Şubat 2005'te Beyrut'ta düzenlenen suikast hakkında soruşturmalar yürütüyordu.
Saldırıda, Hariri dışında 22 kişi daha ölmüştü.
Birleşmiş Milletler, ayrıca Lübnan yetkililerine 14 diğer bombalı saldırı hakkında yürütülen soruşturmalarda kullanılmak üzere Lübnanlı yetkililere teknik yardım sunacağını açıkladı.
Brammertz , dün Güvenlik Konseyi'ne sunduğu raporda, bu saldırılar ile Hariri suikasti arasında analitik bağlantılar bulunduğunu söylemişti.
Birleşmiş Milletler avukatları da, BM ve Lübnan tarafından onaylanması halinde bir uluslararası mahkeme kurulmasına imkân verecek bir tasarı hazırlıyor.
Belçikalı savcı Serge Brammertz, BM soruşturma heyetinin başkanlığına bu yıl başında atanmıştı.
Soruşturmayla ilgili olarak, Suriye lideri Beşar Esad'la görüşmüş ve Birleşmiş Milletler'e sunduğu ilk raporunda Suriye'nin kendileriyle hemen her alanda işbirliği yaptığını bildirmişti.
Soruşturmada umduklarından daha fazla ilerleme kaydettiklerini belirten Brammertz başarılı olmaları için Suriye'nin işbirliğinin yaşamsal önem taşıdığını söylemişti.
Suriye'de saldırı girişimi
Kaynak: BBC Turkish
Suriye resmi haber ajansı SANA, devlet radyo-televizyonu yakınlarındaki bir binaya yönelik saldırı girişiminin engellendiğini, iki saldırgan ve bir güvenlik görevlisinin öldüğünü duyurdu.
SANA'nın haberinde, "terörist" olarak nitelenen saldırganlardan üç kişinin de gözaltına alındığı bildirildi.
Associated Press'e açıklama yapan Suriyeli bir yetkili ise, Suriye güvenlik güçlerinin operasyonunda 4 saldırganın öldüğünü, ikisinin de yaralandığını belirtti.
Devlet radyo-televizyonu genel müdürü Fayez al-Sayegh, sabah saatlerinde silahlı bir grubun, Şam'ın merkezinde yer alan binalarının yakınındaki terk edilmiş bir apartmana saldırı girişiminde bulunduğunu söyledi.
Suriyeli yetkili, operasyonda bir güvenlik görevlisinin de hayatını kaybettiğini, 4 saldırganın da gözaltına alındığını bildirdi.
Saldgırganların tümünün Suriyeli olduğu açıklandı. Yetkililer şimdi saldırganların, daha önce Suriye güvenlik güçleri ile birçok kez çatışan Cünd el-Şam adlı İslami gruba üye olup olmadığını araştırıyor.
Afganistan'da, Suriye, Filistin ve Ürdünlü militanlar tarafından kurulan örgütün, El Kaide'nin Irak'taki lideri olarak bilinen Ebu Musab ez Zerkavi ile de bağlantısı olduğu belirtiliyor.
Suriye güvenlik güçleri Mart ayında, örgütün en etkili isimlerinden biri olarak bilinen Muhammed Ali Nasif'i öldürmüştü.
Suriye resmi haber ajansı SANA, devlet radyo-televizyonu yakınlarındaki bir binaya yönelik saldırı girişiminin engellendiğini, iki saldırgan ve bir güvenlik görevlisinin öldüğünü duyurdu.
SANA'nın haberinde, "terörist" olarak nitelenen saldırganlardan üç kişinin de gözaltına alındığı bildirildi.
Associated Press'e açıklama yapan Suriyeli bir yetkili ise, Suriye güvenlik güçlerinin operasyonunda 4 saldırganın öldüğünü, ikisinin de yaralandığını belirtti.
Devlet radyo-televizyonu genel müdürü Fayez al-Sayegh, sabah saatlerinde silahlı bir grubun, Şam'ın merkezinde yer alan binalarının yakınındaki terk edilmiş bir apartmana saldırı girişiminde bulunduğunu söyledi.
Suriyeli yetkili, operasyonda bir güvenlik görevlisinin de hayatını kaybettiğini, 4 saldırganın da gözaltına alındığını bildirdi.
Saldgırganların tümünün Suriyeli olduğu açıklandı. Yetkililer şimdi saldırganların, daha önce Suriye güvenlik güçleri ile birçok kez çatışan Cünd el-Şam adlı İslami gruba üye olup olmadığını araştırıyor.
Afganistan'da, Suriye, Filistin ve Ürdünlü militanlar tarafından kurulan örgütün, El Kaide'nin Irak'taki lideri olarak bilinen Ebu Musab ez Zerkavi ile de bağlantısı olduğu belirtiliyor.
Suriye güvenlik güçleri Mart ayında, örgütün en etkili isimlerinden biri olarak bilinen Muhammed Ali Nasif'i öldürmüştü.
Saturday, June 10, 2006
Thursday, June 08, 2006
Monday, June 05, 2006
Thursday, May 25, 2006
Suriye'de Son Tutuklamalar ve Lübnan
Yasin Atlıoğlu
14 Mayıs’ta reformcu muhalif yazar Michel Kilo, 17 Mayıs’ta ise insan hakları savunucusu avukat Enver El Bunni, Suriye güvenlik güçleri tarafından tutuklandı. Bu iki tutuklama, Suriye yönetiminin otoriter yüzünü gösterdiğini ve güvenlik kaygılarıyla hareket ettiğini düşündürmektedir. Bu değerlendirme doğruluk payı taşımakla birlikte tutuklamalarla Suriye-Lübnan ilişkileri arasındaki bağlantının ortaya konması tutuklamaları uluslararası çerçevede değerlendirmemizi zorunlu kılmaktadır.
2005 yılının son altı ayında Birleşmiş Milletler (BM) Hariri Suikastı soruşturması çerçevesinde Alman savcı Detlev Mehlis’ın hazırladığı iki rapordan dolayı oldukça zor günler geçiren ve uluslararası baskıyı üzerinde hisseden Suriye yönetimi, dış politikada 2006 yılının yaklaşık ilk altı ayı oldukça sakin bir dönem geçirdi. Uluslararası kamuoyunun İran Krizi ve Filistin seçimlerine odaklanması Suriye yönetiminin üzerindeki dış baskıyı hafiflemesine yol açtı. Aslında bu ortam Beşşar’ın reform hareketinde hızlı ve kapsamlı dönüşümleri gerçekleştirmesi için bir fırsat da sunuyordu. Özellikle Haziran 2005’teki Baas Kongresi’nde alınan çok partili yaşama geçiş kararının uygulanabilmesi, ülke içindeki muhalif grupların ve sivil toplumun devlet tarafından teşvik etmesini ve cesaretlendirilmesini zorunlu kılıyordu. Bu doğrultuda Suriye yönetiminin Ocak ayında 5 Suriyeli seküler reformcuyu serbest bıraktığını açıklanması olumlu bir gelişme olara ortaya çıktı. Fakat bu olumlu gelişmenin devamı gelmedi.
Mart ayından itibaren Suriye yönetiminin ülke içindeki muhalefet üzerindeki baskısı arttı. Ülke içindeki muhaliflerin yurtdışındaki muhaliflerle iletişim kurması engellenmeye çalışıldı. Yurtdışındaki muhaliflerle ABD veya Avrupa’da görüşenler ise ülkeye döner dönmez tutuklandı. Örneğin İnsan Hakları savunucusu Ömer Kurabi, 15 Mart’ta Washington ve Paris’te muhalefet yanlısı toplantılara katıldığından dolayı tutuklandı. 23 Mart’ta ise neden göstermeksizin Suriyeli muhalif yazar Ali Abdullah ve oğlu Amir Abdullah tutuklandı. Mart ayındaki tutuklamalar, Suriye yönetiminin Abdulhalim Haddam ve Müslüman Kardeşler başta olmak üzere Suriyeli muhaliflerin yurtdışındaki çalışmalarından rahatsızlık duyduğunu göstermektedir. Yurtdışındaki muhaliflerin ve ABD’nin ülke içindeki muhalif grupları hareket geçirme çabaları ise yönetimin güvenlik kaygılarını arttırmakta ve otoriter yöntemleri ön plana çıkarmaktadır. Suriye gibi uzun yıllar demokratik bir yönetim anlayışının uzağında kalmış bir ülkede otoriter reflekslerin ortaya çıkması çok da zor değildir.
Kurabi ve Abdullah ile başlayan tutuklamalar, Mayıs ayında Michel Kilo ve Enver El Bunni ile devam etti. “Şam Baharı” döneminde sivil toplum girişimlerine öncülük eden reformcu kimliğiyle ve yönetime yaptığı sert eleştirileriyle tanınan yazar Kilo 14 Mayıs’ta, Suriye’deki her görüşten siyasi tutuklunun avukatlığı yapması ve reformcuların hukuksal alanda mücadelesini sürdüren isim olarak bilinen El Bunni ise 17 Mayıs’ta tutuklandı. Tutuklamalar Kilo ve Bunni ile sınırlı kalmadı, 16 Mayıs’ta insan hakları savunucusu avukat Nidal Derwiş ve Arap İnsan Haklar Örgütü genel sekreteri Mahmud Meri, 17 Mayıs’ta Mahmud Isa, Safwan Tayfur, Halil Hüseyin ve Khaled Khalifeh tutuklandı. Bu tutuklamaların bir tek ortak yanı vardı, tutuklananların hepsi 11 Mayıs’ta yayınlanan Beyrut-Şam Deklarasyonu’nun (The Beirut-Damascus Declaration) altına imza atmışlardı.
Mayıs ayındaki tutuklamaların nedeni olarak gösterilen Beyrut-Şam Deklarasyonu tutuklamalarla Lübnan arasındaki bağlantıyı da ortaya koymaktadır. 274 Lübnanlı ve Suriyeli aydının imzaladığı Beyrut-Şam Deklarasyonu’nda, Suriye yönetiminin Lübnan’ı tamamen bağımsız bir ülke olarak tanıması ve siyasi nitelikli suikastları son erdirmesini isteniyordu. Deklarasyon, Beyrut’ta Suriye karşıtı En Nahar gazetesinde yayınlandı. Deklarasyonun yayınlanmasının ardından BM Güvenlik Konseyi’nde ABD, İngiltere ve Fransa, Suriye’yi Lübnan ile diplomatik ilişki kurmaya ve iki ülke arasındaki sınırı tanımaya çağıran bir yasa tasarısı sundu. Tasarıda, yabancı güçlerin Lübnan’dan çekilmesi ve isim vermeden Hizbullah dâhil milis gruplarının dağıtılması talep ediliyordu. Tasarı da Hariri suikastı soruşturmasına da değiniliyordu. Suriye’nin Lübnan ile sınırlarının belirlenmesi ve diplomatik ilişikiler kurulması belirtiliyor. BM’deki ABD Büyükelçisi John Bolton da Suriye’yi Lübnan’ın bağımsızlık ve özgürlüğünü tanıması konusunda uyarıyordu. 18 Mayıs’ta yapılan Güvenlik Konseyi’nin iki daimi üyesi olan Rusya ve Çin’in çekimser kaldığı oylamada tasarı 13 üyenin oyuyla kabul edildi.
Beyrut-Şam Deklarasyonu ile ABD, İngiltere ve Fransa’nın BM’ye sunduğu yasa tasarısı, birbirine paralel istekleri içinde barındırmakta ve örtüşmektedir. Oysaki Beyrut’ta elçilik bile bulundurmayan Suriye için Lübnan tarihsel ve stratejik derinliği olan milli bir davadır. Milli bir davada Beyrut-Şam Deklarasyonu gibi Suriye’yi Lübnan’dan tamamen koparmayı amaçlayan bir eylem planı içerisine girmek Suriye yönetimince hoş karşılanmamıştır. Deklarasyonun Hariri suikastı dâhil olmak üzere Suriye’nin Lübnan’daki siyasi cinayetleri işlemekle suçlaması ise Suriye yönetiminin kendini temize çıkarma çabalarına indirilecek önemli bir darbe niteliğindedir. Bununla birlikte deklarasyonla BM yasa tasarısı arasındaki paralellik en azından devlet düzeyinde Suriyeli aydınların yabancı güçlerle işbirliği içerisinde olduğu izlenimine yol açmaktadır. Güvenlik konusunda aşırı duyarlılığa sahip olan Suriye yönetimi, Lübnan gibi milli bir davada aleyhine çalıştıklarını düşündüğü aydınlarını cezalandırmış ve deklarasyona imza atan pek çok kişiyi kısa sürede tutuklamıştır.
Sonuç olarak Haziran ayında Hariri suikastı soruşturmasında yeni savcı Serge Brammertz’in hazırladığı raporu BM Güvenlik Konseyi’ne teslim etmesiyle birlikte Suriye’ye Lübnan üzerinden yeni bir uluslararası baskı dalgası gelebilir. ABD ve İsrail, Hizbullah’ın silahsızlandırılması ve Suriye’nin Lübnan’daki etkinliğini tamamen bitirmek istemektedir. Fakat yakın bir gelecekte Hizbullah’ın silahsızlanması veya Suriye’nin Lübnan’dan tamamen kopması mümkün gözükmemektedir. Bunun temel nedeni, Suriye’nin Lübnan siyaseti üzerindeki etkinliği değil, Lübnan’da güçlü bir merkezi iktidarın var olmaması ve siyasetin bölgesel, mezhepsel ve ailesel çıkara dayalı olarak oluşmasıdır. 2007’de Lübnan’da yapılacak devlet başkanlığı seçimleri, ülkedeki Suriye karşıtlarıyla Suriye yanlılarının mücadelesi açısından oldukça önem taşımaktadır. Bu seçim yaklaştıkça Lübnan içinde ve Suriye-Lübnan ilişkilerinde gerginlikler söz konusu olabilir. Bu süreçte Hariri suikastının da Haziran’da sonuca bağlanmayıp Suriye üzerinde bir baskı unsuru olarak kalabileceği düşünülebilir. Lübnanlıların ülkede işlenen tüm siyasi cinayetler için uluslararası mahkeme kurma isteklerini bu çerçevede değerlendirmek gerekir. Diğer yandan Suriye yönetiminin ülke içinde yaptığı tutuklamalar uluslararası kamuoyunda Beşşar’ın reformcu kimliğine şüpheyle bakılmasına yol açacak ve reform konusunda inandırıcılığını azaltacaktır. Son yıllarda ABD’nin çıkardığı Suriye merkezli bölgesel krizlerin artması ve süreklilik arz etmesi, Beşşar’ın reform hareketini bu krizlerle birlikte yürütmesi gerektiğini göstermektedir. Dış politikadaki sorunları bahane ederek korkuya dayalı bir reform politikası Beşşar Esad’ın iktidara kalmasını sağlasa da Suriye için gerekli olan demokratik dönüşümün gerçekleşmesini engelleyecektir.
Monday, May 22, 2006
Şam'dan geçen mehter
Kaynak: BBC Turkish
Eyüp Coşkun
Şam, Suriye
Şam’ın alışveriş yapılan en önemli merkezi olan Hamra Caddesi’nin yanıbaşında olan Arnus Meydanı’nda o gece farklı bir hareketlilik vardı.
Geleneksel kırmızı giysilerini giymiş, başlarında miğferleri ile askerler, bando üyeleri, sanki tarihin karanlıklarından kendilerine bir yol bulmuştu.
Günlük giysileriyle alışveriş yapıp vitrinleri seyreden Suriyeliler bir anda yolun ortasında beliren 40’a yakın insana şaşkınlık içinde yol verdi.
Ellerinde Türk bayrakları, çalgıları, sembolik kılıçlarıyla Mehter takımı vakurla aralarından geçti.
Mehter takımı, konser için hazırlanan podyuma doğru giderken Şamlılar ne yapacaklarını bilemeden peşlerine düştü.
Mehter takımı podyumda yerini aldı ve mehter başı “Hasdur” deyince coşkulu bir alkış koptu kalabalıktan. Ve Şam Arnus Meydanı’nı mehter takımının marşı doldurdu.
"Ey şanlı ordu, ey şanlı asker
Haydi gazanfer, umman-ı safter
Bir elde kalkan, bir elde hançer
Serhadde doğru ey şanlı asker."
Evet Osmanlı İmparatorluğu’nun çöküş döneminde, Suriye topraklarını 450 yıl sonra başı eğik terk eden askerlerimiz değildi, bu kez Şam’da olan.
Onların yerine müzikleriyle de olsa askeriyenin bir parçası olan Mehter Takımı, Şam sokaklarında, kimine göre 200 yıl sonra, yeniden ortaya çıkmıştı.
İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin Kültür ve Turizm Bakanlığı ile Şam Valiliği’nin birlikte düzenledikleri İstanbul günleri, bir hafta süresince Şam’da Türkiye rüzgarı estirdi.
Hem de öyle bir estirme ki, iki kez farklı yerlerde yapılan Mehter Konseri’ni binlerce kişi büyük bir zevkle izledi.
Hafta boyunca Türk Sanat Müziği sanatçısı Ahmet Özhan’ın opera binasındaki konseri, Zara’nın tarihi Emevi Meydanı’nda verdiği 6 bin kişilik konser, İstanbul’la ilgili fotoğraf sergileri, konferanslar Şam’da Türkiye’yi ve İstanbul’u püfür püfür estirdi.
Suriye’de yaşayan 50 bine yakın Türkiye kökenli Türkmenler ve Suriyeli Araplar, kendilerine aslında hiç uzak olmayan ama 50 yıl boyunca uzak kaldıkları Türk müzikleriyle, yeniden bir araya gelmenin coşkusunu yaşadı.
Bir zamanlar Suriye ile Türkiye arasında yaşanan diplomatik sıkıntılar, artık yerini dostluk ve kardeşlik mesajlarına bıraktı.
İki ülke bölgedeki son gelişmelerin ışığında, binlerce yıldan bu yana yan yana dostça yaşadıkları gibi, suni sorunları rafa kaldırmayı tercih etti. Yakın işbirliği her alanda olduğu gibi, kültür ve sanat alanında da ön plana çıktı.
Hiç kimsenin aklında Mehter Takımı’nın bir zamanlar Suriye topraklarında bulunan Osmanlı ordusunun askerlerinin cesaretini artırmak için müzik yaptığı yoktu.
Mehter Bandosu’nun, tarih içinden giysileriyle birden çıkıp gelen, geleneksel giysili askerlerinin çaldığı cesaretlendirici marşları anlayan Türkmenler, ellerinde ufak Türk bayrakları göz yaşları içinde izlediler.
Hepsinin gözlerinde yıllardır ayrı kaldıkları bir sevgiliye, yeniden kavuşmanın coşkusu vardı. Tabii bir damla göz yaşının eşlik ettiği...
Podyumdaysa Mehter takımı coşkuyla yeni bir kahramanlık marşını çalıyordu.
"Genç Osman dediğin bir küçük uşak
Beline bağlamış ibrişim kuşak.
Aman askerin içinde birinci uşak
Allah Allah deyip geçti Genç Osman."
Sunday, May 21, 2006
Monday, May 15, 2006
The Arrest of Michel Kilo
SOURCE: The Syrian Human Rights Committee (SHRC)
The Syrian Security Authorities have arrested today the distinguished journalist and author Mr. Michel Kilo because of his writings and activities that propagate democracy. It is said that the direct reason for his arrest is related to his connection with Damascus-Beirut Declaration which was issued three days ago on 12/5/2006.
The Syrian Human Rights Committee condemns with the strongest terms the arrest of Mr. Kilo considering it as arbitrary, unfair and does collides with the simplest Human Rights rules in expressing one’s viewpoints. SHRC requests the immediate release of Mr. Kilo in addition to all detainees who had been arrested because of expressing their opinions or because of their peaceful activities.
Tuesday, April 25, 2006
Hariri Suikasti Soruşturması Sürüyor
Kaynak: VOA
Lübnan’ın eski başbakanı Refik Hariri’nin öldürülmesiyle ilgili soruşturma sürüyor.
Birleşmiş Milletlerin Hariri suikastı soruşturmasını yürüten Belçikalı savcı Serge Brammertz, bugün Suriyeli yetkililerle görüşmek üzere Şam’a gitti.
Savcı, Suriye Başkan Yardımcısı Faruk el Şara ile görüşecek. El Şara, Hariri suikasti sırasında Dışişleri Bakanlığı yapıyordu. Suriyeli yetkililerin Hariri suikasti olayına karıştığı iddialarını reddeden Devlet Başkanı Beşar Esat’ın Belçikalı savcıyla görüşüp görüşmeyeceği bilinmiyor.
Brammertz’den önce soruşturmayı yürüten Detlev Mehlis, hazırladığı raporda, Suriyeli güvenlik yetkililerin olaya karıştığını bildirmişti. Birleşmiş Milletler Raporunda ayrıca, Şam hükümetinin soruşturmayı engellediği vurgulanmıştı.
Lübnan’ın eski Başbakanı Refik Hariri, 14 Şubat 2005 tarihinde, bombalı saldırı sonucu ölmüştü. Saldırıda, 22 kişi daha hayatını kaybetmişti. Suikast olayından sonra başlayan Suriye aleyhtarı gösteriler sonucu, Şam, uluslararası baskılara da dayanamayarak, Lübnan’daki askerlerini çekmek durumunda kalmıştı.
Lübnan’ın eski başbakanı Refik Hariri’nin öldürülmesiyle ilgili soruşturma sürüyor.
Birleşmiş Milletlerin Hariri suikastı soruşturmasını yürüten Belçikalı savcı Serge Brammertz, bugün Suriyeli yetkililerle görüşmek üzere Şam’a gitti.
Savcı, Suriye Başkan Yardımcısı Faruk el Şara ile görüşecek. El Şara, Hariri suikasti sırasında Dışişleri Bakanlığı yapıyordu. Suriyeli yetkililerin Hariri suikasti olayına karıştığı iddialarını reddeden Devlet Başkanı Beşar Esat’ın Belçikalı savcıyla görüşüp görüşmeyeceği bilinmiyor.
Brammertz’den önce soruşturmayı yürüten Detlev Mehlis, hazırladığı raporda, Suriyeli güvenlik yetkililerin olaya karıştığını bildirmişti. Birleşmiş Milletler Raporunda ayrıca, Şam hükümetinin soruşturmayı engellediği vurgulanmıştı.
Lübnan’ın eski Başbakanı Refik Hariri, 14 Şubat 2005 tarihinde, bombalı saldırı sonucu ölmüştü. Saldırıda, 22 kişi daha hayatını kaybetmişti. Suikast olayından sonra başlayan Suriye aleyhtarı gösteriler sonucu, Şam, uluslararası baskılara da dayanamayarak, Lübnan’daki askerlerini çekmek durumunda kalmıştı.
Thursday, April 20, 2006
Monday, April 03, 2006
Sürgündeki Suriye Muhalefeti ve Brüksel Toplantısı
Yasin Atlıoğlu
2005 yılı sonunda El-Arabiye televizyonuna verdiği Beşşar Esad karşıtı açıklamalarla yurtdışında muhalefetini başlatan Suriye eski Devlet Başkan Yardımcısı Abdülhalim Haddam, 17 Mart 2006'da Brüksel'de Müslüman Kardeşler Örgütü başta olmak üzere bazı liberal ve Kürt muhaliflerle bir araya geldi. Toplantının ardından Haddam ve Müslüman Kardeşlerin lideri Ali Saadeddin Bayanuni, Suriye'de demokrasiyi ilerletmek için bir ulusal kurtuluş cephesi kurduklarını açıkladı.
Şu ana kadar yurtdışında kurulan en geniş Suriyeli muhalif birleşme olan ulusal kurtuluş cephesinin Beşşar Esad yönetimi için tehdit olup olmayacağı merakla beklenen önemli bir konudur. Muhakkak ki bu cephenin etkinlik düzeyi ve geleceğini, ülke içinden alacağı destek ve uluslararası gelişmeler belirleyecektir. Peki, yeni cephenin Suriye içindeki gücü ne kadardır? Ülke içindeki muhalif gruplar Brüksel toplantısını nasıl algılamaktadır? ABD'nin yeni cepheye desteği ne boyutta olabilir?
Yurtdışında Muhalefet Yapmak
2006 yılın başından beri yurtdışındaki Suriyeli muhalif gruplarda ciddi bir hareketlenme söz konusu oldu. Haddam, Beşşar Esad'ı Hariri suikastından dolayı suçlayan açıklamalarıyla uluslararası alanda meşruiyetini artırmak isterken Suriyeli Kürt grupların ABD yönetimine yakınlaşma çabaları dikkat çekicidir. Ekim 2005 tarihli Şam Deklarasyonun ardından parçalanmış Suriye muhalefetinin birlikte hareket etme çabası 2006 yılının ilk aylarında da devam etti. Haddam ve Müslüman Kardeşler Örgütü önderliğinde Brüksel'de düzenlenen muhalif toplantıyla aynı tarihlerde Suriyeli Kürtler de Washington'da “Suriye'de Demokrasi ve Kürt Hakları” adlı bir toplantı düzenledi. 26 Mart'ta ise ABD (Teksas) merkezli “Özgür Demokratlar” adlı muhalif bir parti kuruldu. Partinin genel sekreteri Necdet el-Asfari, Beşşar yönetimini düşürmek ve ülkede reformu gerçekleştirmek için mücadele edeceklerini açıklıyordu. Yurtdışındaki Suriye muhalefeti Beşşar'a karşı yoğun bir mücadele içine girmiş görülmektedir.
Baas rejiminin yıllarca en önemli makamların işgal eden Abdülhalim Haddam, bir anda yurtdışındaki Suriye muhalefetinin en çok adından bahsedilen figürlerinden biri haline geldi. Haddam muhalefetini, geçmişten duyduğu pişmanlık ve Sünni mezhepsel kimliği üzerine inşa etmek istemektedir. Demokrasi ve özgürlük kavramlarını ise otoriter Baas rejimine karşı muhalefetini meşrulaştırıcı söylevler olarak kullanmaktadır. Haddam'ın faaliyetlerindeki temel amaç, ülke içinde geniş bir tabana hitap edebilen ve birlikte hareket yeteneğine sahip güçlü bir muhalif cephe oluşturmaktır. Bu yapabilmenin yolu Müslüman Kardeşler Örgütü'nün Suriye'deki Sünni kitleler üzerindeki potansiyelini canlandıracak girişimlerde bulunmaktan geçmektedir. Müslüman Kardeşler Örgütü liderleri ve eski Genel Kurmay Başkanı Hikmet Şihabi (Sünni) ile görüşen Haddam, 17 Mart'ta Brüksel'de yapılan toplantıyla muhalif cephe konusunda ilk adımı attı. Haddam, Brüksel'de yaptığı açıklamada Suriye muhalefetinin tüm gruplarının bir araya geldiğini ve ülkede rejim değişikliği konusunda fikir birliğinde olduklarını söyledi. Haddam'ın Beşşar Esad rejiminin kısa bir zaman sonra yıkılacağına yönelik iddiaları ise geçen yıl boyunca benzer iddiaları ortaya atan Suriye Reform Partisi lideri Ferid Gadiri'nin açıklamalarını hatırlattı.
Brüksel'de yapılan toplantı, Haddam'ın açıklamalarının aksine tüm Suriyeli muhalif grupları kapsamıyordu. Hatta bu girişim Suriye içinde faaliyet gösteren reform yanlısı bazı muhalif grupların ani ve sert tepkisine neden oldu. Şam Deklarasyonu adıyla bilinen ve on siyasi partiyi içinde barındıran reformcu girişimin sözcüsü Hasan Abdülazim, sürgündeki muhalif gruplara yurtdışında bir cephe oluşturan bu toplantının, Suriye içindeki muhaliflere danışmadan veya onların onayını bile almadan oluşturulduğunu söyleyerek yeni oluşturulan cepheyi eleştirdi. Aslında Abdülazim'in açıklamaları ülke içindeki muhalefetle ülke dışındaki muhalefet arasında bir koordinasyon ve işbirliği eksikliği olduğunu ortaya koymaktadır. Bunun yanında dış devletlerden gelen destek ve ülkede uygulanacak reformun şekli konusunda fikir ayrılıkları söz konusudur. Abdülazim, Ocak ayında yaptığı bir basın açıklamasında Suriyeli muhalif grupların yabancı ülkelerin sadece siyasi desteğini kabul edebileceklerinin altını çizerken askeri ve ekonomik müdahalelerine ise kesinlikle karşı olmalarının önemli olduğunu vurguluyordu. Suriye içindeki muhaliflerin çoğunun öncelikle Baas rejimini reforma zorlamak ve teşvik etmek için mücadele ettiği söylenebilir. Komünist İşçi Partisinin eski Başkanı Abdülaziz el-Keyr'ın “Bizim ilk işimiz ifade özgürlüğü ve politik özgürlüklere sahip olmaktır, rejimi değiştirmek değil” sözlerini destekleyen muhaliflerin sayısı ülke içinde oldukça fazladır. Ülke içi muhalefet (özellikle Şam Deklarasyonu) yabancı ülkelerden gelen maddi yardıma kesinlikle karşı olduğunu hareket tarzıyla da göstererek bağımsızlık ve demokrasiye birlikte vurgu yapmaktadır. Örneğin ABD yönetiminin Şubat ayında Suriye'deki reformcuların çalışmalarını hızlandırma adı altında tahsis ettiği 5 milyon dolarlık ödenek, Suriye içindeki reformcu muhalif gruplarca reddedilmiştir.
Yurtdışındaki Suriye muhalefetinin durumu ise oldukça farklıdır. Yurtdışında muhalefet yapabilmenin ilk şartının muhalif grupları siyasi ve ekonomik olarak himaye edebilecek devlet ve devletlerin varlığı olduğu açıktır. Bu çerçevede bakıldığında küresel güç ABD'nin yurtdışındaki Suriyeli muhalefete yaklaştığı, desteklediği ve yönlendirdiği söylenebilir. Haddam ve bazı Kürt gruplar, ABD yönetiminin her türlü desteğini kazanmaya çalışırken Müslüman Kardeşler Örgütü de ABD ile işbirliğine yatkın bir görüntü çizmektedir. Fakat ABD yönetimindeki bazı çevreler, sınırlı destek vermekle birlikte Haddam ve Müslüman Kardeşler Örgütüne karşı şüpheyle bakmaktadır. Çoğu gözlemciye göre Haddam Suriye iktidarı için Beşşar'a göre daha kötü bir tercih olacak, Müslüman Kardeşler Örgütünün hangi yolla olursa olsun iktidara gelmesi İsrail'in güvenliği açısından bölgede ikinci ve daha tehlikeli bir Hamas modeli yönetim yaratacaktır. ABD yönetimi içindeki grupların Müslüman Kardeşler Örgütü'ne karşı duyduğu şüphe ve endişenin haklılık payı oldukça yüksektir. Bu durum göz önüne alınarak ABD yönetimi için Haddam ve Müslüman Kardeşler Örgütü'nün Suriye'ye karşı dış politikada bir baskı aracından fazla bir anlam ifade etmediği düşünülebilir.
Beşşar Esad'ın Muhaliflere Karşı Tutumu
Beşşar Esad, yurtdışında kendine yönelik tehdit içeren çalışmalara rağmen iktidarda kendinde emin bir görüntü çizmektedir. İktidara çıktıktan sonra bir süre ülkeyi eski kuşak siyasilerle birlikte yöneten Beşşar, 2003 yılından itibaren ülke yönetimindeki siyasal elitin değişimi stratejisini hızlandırarak 2005 Baas Kongresinden sonra Suriye devletinin tek karar vericisi konumuna yükselmiştir. Eski kuşak siyasiler kabine değişiklikleri, istifalar ve emekli edilme gibi yöntemlerle tasfiye edilirken yerlerine Beşşar'a bağlı yeni bir elit sınıf getirilmiştir. Beşşar'ın artan iktidar gücü ve toplum üzerindeki nüfuzu, Hariri Suikastı soruşturmasındaki başarılı kriz yönetimi ile de ortaya konmuştur. Beşşar şu anda ülke içindeki önemli güç odaklarını tam denetiminde tutarken toplum üzerinde de sahip olduğu sempatiyi sürdürmektedir. Beşşar, yurtdışındaki muhalefete etki edemese de ülke içi muhalefeti sıkı bir denetim altında tutmaktadır.
Hariri suikastı soruşturmasında yeni savcı Serge Brammertz'in Suriye'ye yönelik olumlu bakış açısı Beşşar yönetimi üzerindeki uluslararası baskıyı hafifletmiştir. Bununla birlikte Suriye'nin bölgesel anlamda Rusya ve İran'ın açık desteğini alması da hareket alanını genişletmiştir. Beşşar, son zamanlarda iç ve dış politikada daha rahat ve kararlı bir görüntü vermektedir. Buna rağmen Beşşar yönetimi, ülke içindeki siyasi reformları harekete geçirmede yavaş davranmaya devam etmektedir. Özellikle Irak başta olmak üzere bölgesel gelişmelerin zaman zaman ulusal güvenlik kaygılarını artırması Beşşar'ın güvenlik ve reform arasında kalarak çelişkili tutumlar ortaya koymasına neden olmaktadır. Ocak ayında Suriye yönetimi, çok partili yaşama geçiş, siyasal çoğulculuk ve siyasi muhalefet oluşturma adına 5 Suriyeli seküler reformcuyu serbest bıraktığını açıklamıştı. Bırakılan Riyad Seyif, Mamun El-Homsi, Habib İsa, Fawaz Tello ve Velid Bunni, 2001'deki Şam Baharı denen demokratikleşme hareketinin önemli isimleriydi. Fakat çok geçmeden ülkede reformcu kesime yönelik bir dizi tutuklamalar tekrar başladı. İnsan Hakları savunucusu Ömer Kurabi, Washington ve Paris'te muhalefet yanlısı toplantılara katıldığından dolayı 15 Mart'ta ülkesine döndüğünde tutuklandı. 23 Mart'ta da Suriyeli muhalif yazar Ali Abdullah tutuklandı. Suriye İnsan Hakları Örgütü ve insan hakları avukatı Enver Bunni, geçen sene beş ayını demir parmaklıklar arasında harcayan Ali Abdullah'ın bilinmeyen bir nedenden dolayı tutuklandığını söyledi. Abdullah geçen sene Attasi Formunda Müslüman Kardeşler Örgütü lideri Bayanuni'nin mesajını okuduğu için beş ay hapis yatmıştı. Beşşar özgürlükler ve güvenlik arasında yaşadığı çelişki, ülkede birbirini izleyen aflara ve tutuklamalara ve hapishanelerin sürekli boşaltılıp doldurulduğu bir kısır döngüye neden olmaktadır. Bu durum reform ve değişim isteğinin ve çabalarının devletin belli kadrolarıyla sınırlı kalıp daha geniş bir toplumsal alana yayılmasının önündeki en önemli engellerden biridir.
Sonuç
Suriye'de bir rejim değişikliği gerçekleşmediği sürece ülke içinde yasaklı olan Haddam ve Müslüman Kardeşler Örgütü'nün Suriye iç siyasetinde tekrar yer alması söz konusu değildir. Günümüzde Suriye içinde tabanı olmasına rağmen uzun yıllar ülke siyasetinden ve siyasi örgütlenmeden uzak kalan Müslüman Kardeşler Örgütü'nün toplumsal bir hareket olarak kitleleri harekete geçirmesi oldukça zordur. 49 nolu yasaya göre örgüte üye olmanın ölümle cezalandırılmasının toplum üzerinde yarattığı korku psikolojisi ve toplumda yerleşen Baascı seküler düşünce yapısı, İslamcı hareketlere verilecek desteği azaltan unsurlardır. Haddam'a ülke içinden verilecek destek ise oldukça sınırlı kalacaktır. Haddam geçmişinde kitlelere hitap eden bir siyasi olmaktan çok Baas bürokrasisi içerisindeki üst düzey görevleriyle halktan uzak bir kişiliktir. Yine yılların Baascısı Haddam'ın rejimdeki çıkarlarını kaybettikten sonra yurtdışına kaçıp muhalefet yapması birçok Suriyeliye inandırıcı ve ahlaki gelmemektedir. Aslında Haddam hakkındaki bu düşüncelere ülke içindeki ve yurtdışındaki bazı muhalifler de katılmaktadır.
Suriye'deki siyasi ve ekonomik değişime en önemli katkıyı yapacak gruplar, ülke içinde faaliyet gösteren muhalifler olacaktır. Beşşar Esad, 2005 Baas Kongresinde alınan kararlar doğrultusunda çok partili bir siyasal yaşanma geçmek istiyorsa bu yıl içerinde kanuni mevzuatı hazırlayıp seçime girecek muhalefet gruplarına özgür bir siyasal ortam hazırlamak zorundadır. Etnik ve dini kökene dayalı partilerin katılamayacağı çok partili seçimlerde siyasal çoğulculuğun sağlanabilmesi için özellikle ülkede içindeki seküler reformcu muhalefetin desteklenmesi gerekmektedir. Bununla birlikte ülkedeki Kürt gruplar, uluslararası alandaki arayışlarının önüne geçilip sistem içine çekilmelidir. Ülkede faaliyet gösteren Kürt partiler seküler reformcu gruplarla birlikte hareket ederek etnik kökene dayalı yapılarından kurtulabilir. Beşşar'ın babası Hafız Esad'ın 90'lı yıllarda yaptığı gibi yurtdışındaki muhalefet gruplarıyla da çeşitli yollardan diyalog arayışını başlatması uluslararası alanda Suriye'nin güç ve meşruiyet kazanmasına hizmet edebilir.
Suriye 20.yy. boyunca modern seküler bir toplum ve ortak bir Suriyelilik kimliği oluşturma adına önemli yollar kat etmiştir. Beşşar'ın bu iki avantaj üzerine inşa edebileceği bir demokrasi Suriye'nin yakın bir geleceğinde önemli değişimleri getirebilir. Beşşar şu an değişimi gerçekleştirecek siyasi güç ve iradeye sahiptir, fakat değişim hızını Beşşar'ın reform konusundaki istek düzeyi ve yöntemi belirleyecektir. Uluslararası gelişmeler ve küresel güç ABD'nin Suriye'ye karşı tavrı ise her zaman Beşşar'ın istek düzeyini ve yöntemini doğrudan etkileyecektir.
Subscribe to:
Posts (Atom)