"And I have found both freedom and safety in my madness, the freedom of loneliness and the safety from being understood, for those who understand us enslave something in us. But let me not be too proud of my safety. Even a Thief in a jail is safe from another thief. "

Khalil Gibran (How I Became a Madman)

Lübnan Marunîleri / Yasin Atlıoğlu

NEWS AND ARTICLES / HABERLER VE MAKALELER

Tuesday, January 06, 2004

Turkiye Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer'in Suriye Cumhurbaşkanı Beşar Esad onuruna verdiği akşam yemeğinde yaptıkları konuşma



Tarih:
06.01.2004

Konu:
Suriye Cumhurbaşkanı Beşar Esad onuruna verdiği akşam yemeğinde yaptıkları konuşma

Yer:
Çankaya Köşkü

Sayın Cumhurbaşkanı,

Saygıdeğer Hanımefendi,

Sayın Konuklar,

Suriye Arap Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Sayın Beşar Esad'ı, Saygıdeğer Eşini ve beraberindeki heyet üyelerini ülkemizde görmekten ve ağırlamaktan mutluluk duyuyoruz.

Türkiye ve Suriye arasında ortak tarihi ve kültürel değerlere dayalı köklü bağlar, ülkelerimiz ve uluslarımız arasındaki dostluk ilişkilerinin temelini ve parlak geleceğinin güvencesini oluşturmaktadır.

Türkiye'ye gelen ilk Suriye Cumhurbaşkanı olarak Yüce Kişiliğinizin bu tarihi ziyareti, ülkelerimiz arasındaki ilişkilerin her alanda hızla gelişmekte olduğunun somut göstergesidir.
Türkiye-Suriye ilişkilerinde son yıllarda yaşanan olumlu gelişmeler, ülkelerimiz arasındaki işbirliği alanlarını genişletmiş, uluslarımızın gönenç düzeyinin yükseltilmesine katkıda bulunmaya başlamıştır. Ziyaretinizin hızla gelişen ilişkilerimizin daha da ileri götürülmesine olanak tanıyacağı kuşkusuzdur.

Yüce Kişiliğinizin seçkin önderliğinde Suriye'de siyasal ve ekonomik alanlarda başlatılan reform sürecini ve bu yönde sürdürülen çalışmaları beğeniyle izliyor ve destekliyoruz.

Türkiye ile Suriye arasında her alanda, özellikle ekonomi ve ticaret konularında, geniş işbirliği olanakları bulunmaktadır. Sözkonusu olanaklardan uluslarımızın karşılıklı yararları doğrultusunda, en geniş şekilde yararlanmamız gerektiğine inanıyoruz. Bugün imzalanan anlaşmalar bu amaçla bizlere yeni ufuklar açmaktadır.

Sayın Cumhurbaşkanı,

Ortak tarihsel, kültürel ve toplumsal değerlerle bağlı bulunduğumuz Orta Doğu bölgesindeki gelişmeler, Türkiye'yi derinden etkilemektedir.

Orta Doğu bölgesi, ne yazık ki, yıllardır süregelen sorunlar ve çatışmalar nedeniyle, özlenen barış ve istikrara bir türlü kavuşamamıştır. Köklü bir geçmişe, zengin bir kültüre ve geniş kaynaklara sahip olan Orta Doğu ulusları, esenlik ve gönenç içinde yaşamayı en az diğer uluslar kadar hak etmektedir.

Bölgemizin bir an önce istikrara kavuşması, eldeki olanakların tüm bölge uluslarının gönencinin artırılması ve çağdaşlaşma amaçlarıyla kullanılması, bölge ülkeleri arasında yapıcı bir işbirliğinin ve anlayış ortamının kurulmasıyla olanaklıdır. Türkiye bu amaç doğrultusunda çalışmaya devam edecektir.

İsrail-Filistin uyuşmazlığında son dönemde yaşanan terör ve şiddet eylemlerini üzüntü ve kaygıyla izliyoruz. Kardeş Filistin ulusunun yasal haklarının korunması ve Filistin'in uluslararası toplum içinde hak ettiği onurlu yerini alması, Türkiye'nin dış politika gündeminin ön sıralarında yer almaktadır. Gerek şiddetle kınadığımız terörle, gerek teröre karşı savaşımda aşırı güç kullanımıyla barışçı bir çözüme varılamayacağı açıktır.

Uyuşmazlığın çözümü yolunda ortaya konulan Yol Haritası'nın taraflarca kabul edilmesini mutlulukla izledik. Ancak, gerekli adımların daha fazla gecikilmeksizin atılmaya başlanması da en az Yol HaritasıÕnın benimsenmesi kadar önem taşımaktadır. Bölgede barışın ve istikrarın ancak kapsamlı olduğu takdirde kalıcı olacağı düşüncesinden hareketle, Suriye ve Lübnan kanallarının da zamanı geldiğinde canlandırılması gerektiği inancındayız.

Bugün Irak'ta varolan durum ve bu ülkenin geleceği, iki komşu ülke Türkiye ve Suriye'yi yakından ilgilendirmektedir. Irak'ın toprak bütünlüğünün ve ulusal birliğinin korunması temel önemdedir. Irak'ın bütün kesimleriyle barışık, komşularıyla uyumlu, özgür ve egemen bir devlet olarak uluslararası toplum içindeki yerini en kısa sürede alması ortak amacımızdır. Türkiye, bu amaca ulaşılması için uluslararası çabalara güçlü desteğini sürdürecek, yakın komşuluk ilişkilerinin gereğini yerine getirecektir. Irak ulusunun çekmekte olduğu sıkıntıların artık sona ermesini diliyoruz.

Suriye ile gelişmekte olan ilişkilerimizi, uluslarımızın ortak yararına daha da ileriye götürmeye kararlıyız. Bu çerçevede, ziyaretinizin ilişkilerimizin özüne yaptığı anlamlı katkıdan duyduğumuz mutluluğu özellikle vurgulamak istiyoruz.

Sözlerimi bitirirken, ülkelerimiz arasında varolan ilişkilerin yeni atılımlarla daha da gelişeceği inancıyla kadehimi, Cumhurbaşkanı Sayın Esad ve Saygıdeğer Eşinin sağlık ve mutluluğuna, Suriye ulusunun esenlik ve gönencine, Türkiye-Suriye dostluğunun parlak geleceğine kaldırıyorum.

Monday, January 05, 2004

Suriye, Türkiye ve Ortadoğu-2 (Hüsnü Mahalli- Yeni Şafak)

Dün sizlere Türkiye-Suriye ilişkileri ile ilgili olarak düşüncelerimi yazmıştım. Bu düşünceleri dün Şam'da bir grup Suriyeli meslektaş ile birlikte Mehmet Ali Birand ve Fehmi Koru ile tartıştık.
Her ikisi de yarın Ankara'da olacak olan Suriye'nin genç Cumhurbaşkanı Beşşar Esad ile görüştü. Birand ve Koru'nun soruları ve izlenimleri ile Sayın Esad'ın yanıtlarını mutlaka takip edin. Her iki görüşmede ben de olduğum için gerektiğinde ben de bir değerlendirme yapacağım..
Ben kişisel olarak Esad'ın Türkiye gezisini çok önemsiyorum. Çünkü Suriyeli yöneticileri tanıdığım kadar, Ankara'dakileri de çok iyi tanıdığıma inanıyorum..

Bu gezinin getirisi yalnızca iki ülke arasındaki ilişkilere artı değer sağlamayacaktır. Bu gezi doğru bir şekilde değerlendirilirse bölgede çok şey etkilenir ve değişir..

Bu duygusal bir temenninin çok ötesinde, verileri olan gerçekçi ve stratejik bir yaklaşımdır. Bunun olası olduğunu bilenler işte bu nedenle Esad'ın ziyaretinden tedirgin olmaktadırlar. Bu gezinin engellenmesi için tüm çabalarında başarılı olamayanlar şimdi karşımıza çıkıp arabuluculuk konusunu pazarlamaya kalkışıyorlar. Onlar böylesi tarihi ve önemli bir ziyareti 'arabuluculuk tartışmalarının' içine sürükleyerek gölgelemek ve başarısız kılmak istiyorlar.
İnanıyorum ki: Cumhurbaşkanı Sayın Sezer ve Başbakan Erdoğan olup bitenlerin farkındadırlar..

Daha önce de yazmıştım..

İsrail hiçbir zaman barış istememektedir. 35 yıldır Suriye'nin toprağını işgal eden, Filistin halkına yapmadığını bırakmayan ve tüm dünyayı karşısına alan bir İsrail ile yola çıkmak hiç kimseye yarar sağlamayacaktır. İsrail'in nasıl bir ülke olduğu gerçeği herkesin vicdanında net olarak yer etmiştir. Suriye'nin veya Arap ülkelerinin varsa geçmişteki hataları İsrail'in bu gerçeğini değiştiremez ve değiştirmemelidir.

Şimdiye kadar Avrupa ülkelerinin onlarca arabuluculuk tekliflerini geri çeviren İsrail, bundan önce de Başbakan Sayın Ecevit'in benzeri davetlerini terslemiştir.

Kaldı ki; konu bir arabuluculuğu gerektirecek kadar karışık ve zor değildir..

Çünkü İsrail işgal ettiği Filistin, Suriye ve diğer Arap topraklarından çekilirse sorun kendiliğinden çözülür. Şimdiye kadar bunu yapmayan bir İsrail'e ne Erdoğan'ın ne de başkasının bir şey yaptırması mümkün değil.

Kimse kendini kandırmasın.

Kurulduğu günden beri hiçbir BM kararını uygulamayan bir İsrail'in Ankara'nın söyleyeceklerini yerine getirmesinin hiçbir mantıklı nedeni yoktur. Üstelik Ankara'da, İsrailliler'in ne kadar saklarlarsa saklasınlar hoşlanmadıkları AK Parti iktidarı var.. Daha açık söylemek gerekirse, İsrail hiçbir şekilde Türkiye'nin bölgede prestij kazanmasını, başta Suriye olmak üzere Arap ülkeleri ile dost olmasını ve onlar için örnek olmasını istemez.

Bölgeyi kendi istediği biçimde şekillendirmek isteyen İsrail ve onun mutlak ve ebedi hamisi Amerika 70 milyonluk bir Müslüman ülkenin Ortadoğu'da yıldızının parlamasına izin vermez.

Türkiye'nin 57 yıllık Amerikan ilişkilerini derinlemesine bakanlar bu gerçeği çok net olarak görürler. İşte bu nedenle ne Amerika ne İsrail, AK Parti'li bir Türkiye'nin siyasal, ekonomik ve psikolojik olarak bölgesel bir güç olarak öne çıkmasına izin vermez. İşte bu nedenle bu iki ülke ve onların yandaşları böyle bir sonucu engelleyecek her yola başvuruyorlar ve vuracaklardır..

Ellerinde ise son bir koz olarak da Hatay konusu kalmıştır. Oysa herkes bilir ki, Suriye-Türkiye ilişkileri karşılıklı güvene ve dostluğa dayalı olarak geliştikçe bu sorun mutlaka çözülecektir. Bu çözümün nasıl olacağını elbette politikacılar belirleyeceklerdir. Unutulmamalıdır ki, bu tür sınır sorunları birçok Arap ülkesinin yanısıra birçok Avrupa ve başka ülkeler arasında olmuş ve hâlâ devam etmektedir. Ama bu tür sorunlar var diye bu ülkeler kendi aralarındaki ilişkiler geliştirmekten vazgeçmemişlerdir. Daha somut olarak söylemek gerekirse bugün Türkiye'nin Yunanistan ile ilişkilerine bakıldığında birden çok zor sorunun varlığı gözlenmektedir. İki ülke bir kaya parçası için (Kardak) neredeyse savaşacaktı. Bugün Ege'deki kıta sahanlığı, hava sahası ve milli sular ile ilgili sorunlar devam ederken her iki ülke ikili ilişkileri geliştirmek yolunda çok önemli adımlar atıyorlar. Üstelik Kıbrıs, karşılıklı azınlıklar ve AB ile ilgili sorunlar devam ederken. Ama yine de hiç kimse çıkıp da Yunanistan ile ilişkilerimizi niçin geliştiriyoruz demiyor..
Özetle Başkan Esad'ın Türkiye ziyareti çok önemli fırsatları beraberinde getireceğine inanıyorum.

Bir kez daha söylemeliyim:

Ankara ve Şam'da karar alıcılar birbirlerine ne kadar açık, samimi ve yürekten güvenirlerse çözülmeyecek hiçbir sorun olmayacaktır.

Elbette her ülke kendi ulusal çıkarını düşünerek adım atacaktır. Ancak unutulmamalıdır ki Amerika'nın her iki ülkeye komşu olduğu bir dönemde Suriye ve Türkiye'nin ulusal çıkarları birçok noktada buluşacaktır.

Sakin, ön yargılardan uzak ve açık yüreklilikle düşünenler bunun böyle olduğunu çok net olarak göreceklerdir.

Şam ve Ankara'da böyle düşünenlerin sayısının giderek arttığını görmek birilerini oldukça tedirgin etmektedir..
Bu ise beni umutlandırdığı kadar, her iki halk adına da sevindirmektedir!!

Sunday, January 04, 2004

Suriye, Türkiye ve Ortadoğu-1 (Hüsnü Mahalli- Yeni Şafak)

Suriye'nin genç Cumhurbaşkanı Beşşar Esad Salı günü Ankara'da olacak.. Esad, Türkiye'yi ziyaret edecek olan ilk Suriye Cumhurbaşkanı.. Yani bağımsızlığına kavuştuğu 1946 yılından bu yana Suriye, komşusu olan Türkiye ile bu düzeyde bir temasta bulunmamıştı. Sayın Sezer ise, baba Esad'ın cenaze törenlerine katılarak Suriye'ye giden ilk Türk Cumhurbaşkanı olmuştu.

Geçmiş süre içinde başbakanlar karşılıklı olarak gidip gelmişler ancak iki ülke arasındaki sorunlara çözüm bulamamışlardı. 1998 yazında başlayan gerginlik ve onu izleyen günlerde Öcalan'ın Suriye'den ayrılması ile iki ülke ilişkilerinde çok farklı bir süreç başladı. Adana'da imzalanan Güvenlik İşbirliği ile bu süreç iki ülkeyi hızlı bir şekilde birbirine yaklaştırdı.

Son 4 yılda karşılıklı olarak başbakanlar dahil olmak üzere 40'ı aşkın bakan Şam ve Ankara arasında gidip geldi. 150 milyon dolar civarında olan ticaret hacmi bu süre içinde bir milyar doları geçti. Bakan Kürşat Tüzmen bu rakamın bu yıl sonunda 2 milyar doları bulabileceğini söylüyor.

AK Parti'nin iktidara gelmesi ve Sayın Gül'ün Başbakan olarak Şam'a gitmesi ikili ve bölgesel ilişkilerde yeni bir dönemin açılmasına yol açtı. Kim ne derse desin bu süreç yalnız Suriye-Türkiye ilişkileri değil aynı zamanda tüm bölgenin geleceği açısından çok önemlidir.

Bunun nedeni ise Şam ve Ankara arasında samimi ve karşılıklı güvene dayalı bir diyaloğun doğmasıdır.

Bu ise ister istemez birilerini rahatsız etmektedir.

Amerika ve İsrail, Ankara ile tüm diyaloglarında Suriye'den uzak durulması gerektiği telkininde ve zaman zaman tehditlerinde bulunuyor.

AK Parti hükümeti şimdiye kadar tüm bu baskıları göğüsleyerek Şam ile ilişkilerini geliştirmekte ve Esad'ın ziyareti ile bu ilişkilere farklı bir boyut kazandırmaktadır.

Bu ise Türkiye içindeki bazı çevreleri rahatsız etmekte ve edecektir. Bu çevreler son İstanbul olaylarında Şam'ın gösterdiği tüm işbirliğine rağmen Suriye'yi işin içindeymiş gibi göstermeye çalıştılar. Arapça ve islam dinini öğrenmek için dünyanın dört bir yanından Şam'a gelenler neredeyse terörist olarak ilan edildi. Bu okullar ise 'Şeriat medresleri' olarak Türk kamuoyuna yansıtılmak istendi.

Ancak bu yalanları uçuranlar kısa bir süre sonra kendi yalanları ile çeliştiler.
Bu çevrelerin bir sonraki malzemesi Suriye'nin geçmişte PKK'ya olan desteği olacaktır. Bu da yetmez ise Hatay konusu öne sürülecektir.

Daha önce de bu konuları yazmıştım..

Amaç Suriye-Türkiye dostluğunu bozmak olduğu için bir kez daha hatırlatmakta yarar vardır. Amacım hiç bir şekilde bu köşeyi kullanarak ülkem Suriye'yi savunmak değildir.

Beni tanıyanlar bunu asla yapmadığımı ve yapmayacağımı bilirler. Ancak bir gazeteci olarak da doğru bildiklerimi yazma sorumluluğum vardır.

80'li yılların başlarında Suriye'de barınan Öcalan ve PKK'lılar Türkiye için gerçekten büyük problem yaratmışlardı.

1987'de rahmetli Özal'ın baba Esad ile imzaladığı işbirliği protokolu ile iki ülke ilişkilerinde çok olumlu bir süreç başlamıştı. Bu tarihten sonra PKK'nın Suriye'deki faaliyetlerine sınırlandırma getirildi, Ankara ise Fırat'tan Suriye'ye saniyede 500 metreküp su bırakıyordu.

5 yıllık olan bu protokol süresince Suriye sınırından Türkiye'ye hemen hemen hiç sızma olmamıştı. 1991'de Irak savaşı ve sonrasında meydana gelen gelişmelerle PKK'lılar Kuzey Irak'a geçti ve Saddam'ın silahlarına el koyarak birden bire güçlendi. Nitekim bu tarihten sonra PKK eylemleri çok hızlı bir şekilde tırmandı ve yoğunlaştı. Bu sırada Ankara'da bazı çevreler, Suriye'ye Fırat suyunun verilmemesi ve 'Arapların petrolu varsa, bizim suyumuz var' gibilerden söylemlerle Suriye ve Arap ülkelerini kışkırtıyordu.. Bu arada Suriye'nin bazı bölgelerinde meydana gelen patlamalardan Ankara sorumlu tutuluyordu.

Ama yine de Suriye-Türkiye ilişkilerinde doğrudan bir gerginlik yaşanmıyordu. 1998 gerginliğini ise o dönemde Türkiye ile İsrail arasındaki ilişkilerin gelişmesine bağlayabiliriz.

Hatırlayanlar bilir bu gerginlik 28 Şubat olayı ve onu izleyen Erbakan hükümetinin istifasından iki ay sonra başlamıştı..

Fakat işin garip tarafı, o dönemlerde başta Amerika ve Avrupa ülkeleri olmak üzere hemen hemen herkes PKK'yı desteklemesine rağmen her nedense Türkiye'deki bazı çevreler yalnızca Suriye'yi suçlamayı yeğliyorlardı. İşin daha da garip tarafı Öcalan Şam'dan ayrıldıktan sonra Yunanistan, Rusya ve İtalya'ya gitmiş ve bugün bile PKK'nın tüm örgütleri, şirketleri ve medya kuruluşlar AB ülkelerindedir.

PKK televizyonu ise AB ve NATO'nun başkenti Brüksel'den yayın yapmaktadır.

Ama hiç kimse Belçika'ya savaş açalım veya AB ve NATO'dan vazgeçelim demiyor. Hala bazıları Suriye'nin PKK'ye verdiği desteği hatırlatmayı tercih ediyor. Üstelik Irak'ı işgal eden Amerikalılar Kuzey Irak'ta bulunan 5 bin PKK'lı ile canciğer olmuş ve onlarla sık sık bir araya geliyorlar.

Şam'da dolaşırken bunları düşündüm ve sizlerle paylaşmak istedim..

Yarın devam ederiz..

Sunday, November 30, 2003

Syria expels Turkey bomb suspects

SOURE: BBC News

Syria has handed over to Turkey 22 people suspected of involvement in recent deadly bomb attacks in Istanbul.
The suspects reportedly fled Turkey after the mid-November bombings, the country's Anatolia news agency reports.

More than 60 people died in four attacks which targeted two synagogues, the British consulate and a British bank within the space of five days.

A BBC correspondent in Istanbul says this is the hardest evidence so far of an international aspect to the attacks.

In Turkey itself, officials have identified the third of four bombers who carried out the attacks.

Istanbul Governor Moammer Guler named the bomber who targeted the HSBC bank as Ilyas Kuncak, who was in his forties and came from the capital, Ankara.

Husband and wife

The Governor of the Turkish border province of Hatai said the Syrian authorities handed over the suspects to Turkish officials.

A Turkish police statement said a husband and wife believed to be connected to bombing prime suspect Azat Ekinci were among the group.

Mr Ekinci was not among the suspects transferred to Turkey.

Twenty-one people have so far been arrested in connection with the attacks and 16 more are being interrogated.

Progress

The expulsions were the latest sign of progress in the investigation into the bombings.

On Saturday, Turkey laid its first charge against a suspect in connection with one of the synagogue bombings.

Police said the man was captured trying to cross into Iran.

He was charged with attempting to overthrow Turkey's "constitutional order by force" - a crime which has been used in past terror trials and carries a punishment of life imprisonment.

The suspect is believed to have gathered intelligence on Istanbul's Beth Israel synagogue and ordered the bombing on 15 November.

Turkish authorities have named 29-year-old Mesut Cabuk and Gokhan Elaltuntas, 22, as the suicide bombers who blew up Beth Israel and Neve Shalom synagogues respectively.

Monday, July 28, 2003

The Syrian Bet (Seymour M. Hersh- The New Yorker)

Türk-Arap sentezi!! (Hüsnü Mahalli- Yeni Şafak)

17 yıl aradan sonra yarın ilk kez bir Suriye Başbakanı Türkiye'ye geliyor.. Halep Valisi iken sık sık Türkiye'ye gelen Muhammed Mustafa Miro, bu kez Başbakan olarak misafirmiz!!
Bir anlamda kaderi de Başbakan Erdoğan'a benziyor..

Çünkü Suriye sisteminde vali aynı zamnda belediye başkanıdır..

Ancak Sayın Erdoğan İstanbul Belediye Başkanı iken Suriye'ye gitmek istemiş ancak zamanın İçişleri Bakanı buna izin vermemişti!!

Suriyeliler ve tabiî ki Ankara, Miro'nun ziyaretini çok önemsiyorlar.. Çünkü Başkan Beşşar Esad'ın ziyaretine hazırlık niteliği taşımaktadır ..

Abdullah Öcalan'ın 9 Ekim'de Suriye'den ayrılmasından sonra 20 Ekim'de iki ülke arasında Güvenlik İşbirliği Anlaşması imzalandı. Bu anlaşma ile iki ülke arasında çok hızlı ve olumlu bir süreç başladı. Cumhurbaşkanı Sayın Sezer'in Hafız Esad'ın cenaze törenine katılması Suriye halkını ve yönetimini derinden etkiledi. Yeni Başkan Beşşar Esad, Türkiye ile ilişkilerin her alanda hızla geliştirilmesi için kesin talimat verdi. Bu süre içinde 40'ı aşkın bakan karşılıklı ziyaretlerde bulundu.

İki ülke arasındaki ticaret hacmi bir milyar doları aştı..

İmzalanacak yeni anlaşmalar ve atılacak somut adımlarla bu rakamın 2 milyar dolara ulaştırılması amaçlanmaktadır..

İki ülke arasında neredeyse hiçbir sorun kalmadı.. Güvenlik konusunda çok yoğun bir işbirliği var.. Su meselesi ise karşılıklı güvene dayalı ve olumlu diyaloglar çerçevesinde tartışılmakta ve çözüm yoluna sokulmaktadır.

İnanıyorum ki Hatay konusu da bu güven ve diyalog çerçevesinde çözülecektir.
Türkiye ile 900 kilometre sınırı olan Suriye'nin bu ülke ile ilişkilerine çok özel ve yoğun ilgi duyduğunu biliyorum.

Türkiye'nin de Suriye ile ilişkilerine yeni ve çok olumlu bir bakış açısı içinde yaklaştığını da biliyorum.

Nitekim Sayın Gül Başbakan iken çıktığı Ortadoğu turunda ilk durak olarak Suriye'yi seçmesi de bunun kanıtıdır. Sayın Gül, dış baskılara rağmen Bakan olarak da Şam'a gitmekten çekinmemiştir. Suriyeliler de Sayın Gül'e gösterdikleri olağanüstü ilgiyle bu davranışlara ne kadar değer biçtiklerini kanıtladılar.. Sayın Gül ile Sayın Esad ve Suriyeli yöneticiler arasında karşılıklı güven ve dostluğa dayalı çok güçlü kişisel ilişkiler kuruldu. İnanıyorum ki, bu ilişkiler çok şeyi çözecek ve bir çok zorluğun üstesinden gelecektir!!

Elbette geçmişin izlerini silmek pek kolay olmuyor.. Ama bu mutlaka gereklidir.. Tarihte birbirlerinin boğazına sarılan devletler ve halklar bugün birlikte yaşamanın maddi ve manevi yararlarını paylaşmaktadırlar.

Fransa, İngiltere, İtalya ve Yunanistan'a karşı Kurtuluş Savaşı veren Türkiye bugün bu ülkelerin oluşturduğu Avrupa Birliği'ne katılmak için bu ülkelerin tüm istek ve şartlarını yerine getiriyor.

Oysa Türkler ile Araplar ve tabii ki Suriyeliler 400 yıl birlikte yaşadılar ve yine birlikte Haçlılar'a ve siyonistlere karşı savaştılar.

Birilerinin tarihin belli bir döneminde başkalarına karşı işlediği suçu, bir halk veya ulus üzerine yıkmak pek mantıklı olmsa gerek..

Örnek mi istiyorsunuz.

İşte ben ..

Lise öğrenimimi Suriye'de tamamladıktan sonra, Türkiye'ye geldim. Bu ülkenin üniversitelerinde eğitimimi tamamladıktan sonra burada kaldım ve bir Türk bayan ile evlendim..

Türkiye, Suriye ve Araplar'a karşı yanlış bir davranışta bulunduğunda bizimkiler bana takılır ve 'seninkiler bak ne yapıyor' derler..

Benzer şekilde de Türkiye'deki dostlarım da 'senin bu Araplar ne yapıyor yahu' diyerek takılmaktan geri kalmıyorlar..

Ama ben ister Türk, ister Arap ister yabancı televizyon ve gazetelerdeki tüm konuşmalarımda hep iki tarafın iyiliği ve esenliği için çaba gösterdim ve göstereceğim..

Şimdi soruyorum ben bir Suriye vatandaşı olarak bir Suriyeli ya da Arap mıyım yoksa Türkiyeli miyim.. Doğrusunu isterseniz ben de bu sorunun cevabını bilmiyorum.. Pek de önemli değil diye düşünüyorum..

Çünkü ben kendimi bir Türk-Arap sentezinin bir ürünü olarak algılıyorum ve öyle yaşıyorum..
Ben Türkiye insanlarının mutlu olduğunu istediğim kadar Suriyeliler'in ve tüm Araplar'ın (tabiî ki barış ve dostluktan yana tüm insanların da) da Türkler'le dost olmalarını istiyorum ve bunun için çalışıyorum..

Çünkü inanıyorum ki, ancak ve ancak bu dostluklarla Türkiye tüm sorunlarını çözebilir. Türkiye, Suriye ve diğer Arap ve Müslüman ülkelere yakınlaştıkça hep kârlı çıkacaktır.

Hiç kimse bu yakınlaşma ve dostluklara farklı anlamlar yüklemesin..

Araplar'la ilişkiler hiçbir zaman AB'ye alternatif olmadığı gibi, Amerika'ya karşı da bir blok çabası değildir.

Suriye ve Araplar'la ilişkiler ise hiçbir şekilde 'laik ve demokratik sisteme karşı' bir eylem içermemektedir..

Tersine Türkiye, ancak ve ancak dürüst, samami ve direkt ilişkilerle kendi demokratik laik sistemini bölge ülkelerine yansıtabilir ve bu ülkelerin ve halklarının tepkileriyle kendi deneyimini zenginleştirebilir..

Böyle bir Türkiye'nin AB'deki şansı daha fazla olur..

Son yıllarda Suriye'ye giden Türkler'in bu ülkenin her şeyi ile Türkler'e ne kadar benzediğini hayretler içinde gördüler..

Şimdi amaç bu benzerliklerin ortak çıkarlar uğruna kullanılmasını sağlamaktır..
Son 50 yıldır tüm komşuları ile gergin ilişkiler içinde olan Türkiye'nin ne kadar zararlı çıktığı ortadadır.

Bu gerginliklerin kimin suçu olduğunu tartışmak bundan böyle hiç kimseye yarar sağlamayacaktır.

Uluslararası ve bölgesel ilişkilerde meydana gelen yeni oluşum ve dengeler ışığında Türkiye de eski alışkanlıklarından vaz geçmektedir.

AK Parti hükümeti ise bunun için büyük bir şanstır..

Suriye ve tüm bölge halkları AK Parti hükümetine böyle bakmakta ve bu hükümetin, partinin ve kadrolarının kendilerini mahcup etmeyeceğine inanmaktadırlar!!